26 Aralık 2009 Cumartesi

PURO`NUN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ


Küba denince hepimizin aklına eminim çok şey geliyordur, herkesin ilgi alanına merakına göre öncelikli bir liste yapabiliriz ve eminim o listenin bir yerinde muhakkak “Puro” da vardır.

İnsanlık tarihi Christopher Columbus’un 1492 de adaya ayak basmasından sonra tütün dedikleri bitki ile tanıştı. Columbus, ada yerlilerinin bir bitkinin yapraklardan yapılmış için için yanan kokulu dumanlı küçük şeyler tüttürdüklerini görmüş ve notlarına bunu düşmüştür, tabi o zamanlar bunun gerçek bir hazine olduğundan habersizdi.

Herkesin bildiği hikayedir, ilerleyen yıllarda önce diğer Karaip adalarından hatta Meksikadan Avrupaya daha sonra da dünyanın her yerine yayılan tütün günümüzde çeşitli formlarda içilmeye başlandı.

Ancak 16. yüzyılın başlarında Ada’da tütün ve mamüllerinin üretilmesi, satılması ve içilmesi yasaktı. Ispanyol rejimi tütünün ticari ve getirisi yüksek bir meta olduğunu farketmesi ve Avrupa ülkelerinin baskısı üzerine 17. yüzyıl başlarından itibaren tütün yetiştirilmesi ve satılmasına Ada’da izin verdi. Hatta tütün yetiştiricilerine çok düşük bir kira ile tarla vererek Kanarya adalarından buraya göç olmasını sağladı. Ancak Ispanya bir yandan ufak ufak bu işte tekel olmaya, satış fiyatlarını belirlemeye kalkınca 18. yüzyıl başlarında ilk isyanlar yaşandı Ada’da.

1817 de Ispanya’nın tekeli ortadan kalkıp serbest ticaretin başlaması ile Ispanya’nın Kanarya adalarından gelen üreticiler ve tarlalarda çalışan Afrika kökenliler kendi ticaretlerini oluşturmaya, tütün plantasyonlarını çoğaltmaya başladılar. Çok değil, tekelin kalkmasından 10 sene sonra 5000 nin üzerinde tütün plantasyanu olmuştu bile. 19. yüzyılın ortalarında bu sayı 9000 bulmuş, Havana’daki puro fabrikası ise 1300 olmuştu.

Gümrük vergilerinin artması ve İspanyolların ada içindeki huzursuzlukları proveke etmeleri sonunda bir kısım Puro üreticileri Amerikada bugünkü Florida’ya 19. yüzyıl sonlarına doğru göç ederler ve buraya taşıdıkları fabrikalarda tütünleri işlemeye başlarlar. Küba’da üretilen tütünlerin büyük bir kısmı Amerikaya gönderilmekte ve buradaki fabrikalarda işlenmekte idi, tâki 1958 de Castro devrimi yapana kadar.

Herşeyin devletleştirilmesi gibi tütün plantasyonları ve puro fabrikaları da devletleştirilir. Bugün Küba purolarının ihracatını “Habanos SA” adlı devlet şirketi yürütmektedir. Küba içinde veya dışında herhangi bir puro aldıysanız kutunun üzerinde Habanos SA logosunu aramayı ihmal etmeyin. Kutunun bir kenarında çapraz bir şekile sarı etiket üzerine kırmızı harfler ile yazılmıştır, gözden kolay kolay kaçmaz yani.
>
Küba’da en güzel tütünler hatta dünyanın en güzel tütünleri Pinar Del Rio bölgesinde yetişiyor. Üstelik bu bölgede hemen hemen Küba’daki tüm tütün çeşitleri yetiştirilebiliyor. Buraya yakın diğer bir plantasyon ise tütün ekiminin 17. yüzyıl başlarında ilk başladığı Havana yakınlarındaki tarlalar. Son olarak da adanın ortasında ve Villa Clara, Cienfuegos ve Santa Sipirutus bölgelerini kapsayan oldukça geniş bir bölge ve Santiago De Cuba yani adanın en güney taraflarındaki plantasyonlar.

Tütünler devletin plantasyonlarında köylülerin çalıştığı kooperatiflerde yetiştiriliyor. Pinar Del Rio Adanın batısında Havana’ya çok yakın bir bölge, araba ile 3 saat içersinde ulaşabileceğiniz bir yer.

Tütünler iki farklı yöntem ile yetiştiriliyorlar, birincisi doğrudan gün ışığına açık tarlalarda, ikincisi ise bir nevi sera olarak adlandırabileceğimiz yani güneş ışığını direkt olarak almayan tarlalarda. Bu değişik yetiştirme yöntemi sonunda elde edilen yapraklardan gün ışığına açık tarlalarda yetiştirilen yapraklar puronun harmanını oluşturmada kullanılıyor. Sera türü tarlalarda yetiştirilmiş yapraklar da puronun en üstüne sarılan yaprağı oluşturuyor.

Tütünler belli bir olgunluğa eriştikten sonra toplanmaya başlanıyor. Toplamada dikkat edilen en önemli konu bitkinin üst, orta ve toprağa yakın üç bölgesinde bulunan yaprakların farklı zamanlarda ve ayrı ayrı toplanıp tasniflenmesi. Çünkü herbirinin içerdikleri aroma, sertlik ve yaprak yapısı farklı. Yapraklar toplanıp demetler halinde bağlandıktan sonra birinci aşama olan kurutulma işlemi başlıyor.

Eğer yolunuz bu taraflara düşerse yol kenarlarında veya kooparatiflerden çalışan köylülerin köylerinde “tütün evi” olarak adlandırılan büyük ahşap binalar göreceksiniz. Bu binalar tütün yapraklarının toplanmasından sonraki işlemin yapıldığı ilk adımdır. Belli süreler içersinde yapraklar yeşil rengini kaybeder ve tütünün altın sarısı rengine bürünür.
>

Rengini kazanan yaprağa bundan sonra bir dizi fermantasyon uygulanır. Her bir fermaentasyon adımında hatta yaprakların yeşil iken demetlenip kurutulmasında dahi yapraklar cins, renk ve ebatlarına göre tasniflenmektedir. Fermantasyon sırasında uyugulanan özel yöntemler ile aromasının daha baskın olması ya da farklı aromaların öne çıkması sağlanır. Bu işlemler kimyasallar kullanılmadan doğal yöntemler ile yapılır.

Bu tasnifleme işinin üretimin her aşamasında yapılmakta olduğunu bir kere daha hatırlatmak isterim. Purolar kutulanana kadar geçirdikleri her aşamada tütün yaprakları sürekli olarak tasniflenmekte ve kalite kontrolünden geçirilmektedir. Bunun doğal sonucu olarak da dünyanın bir numaralı puroları çıkar.

Evet artık yapraklar puro fabrikalarına gitmeye hazır.
Her fabrikada hemen hemen her marka puro sarılmaktadır. Her bir puro uzunluğuna ve çapına göre standartlaştırılmıştır ve uzunluğu inç cinsindendir, çapı ise yüzük ölçüsü olarak verilir. Bu şeklide ifade etmek ve hatırlanması zor olacağından her bir puroya bir isim verilmiştir. Bir örnek verecek olursam Romeo y Julieta markasının 7 inç uzunluğunda ve 47 yüzük çapında olan purosuna Julieta No:2 adı verilmiştir. Bu 2 numara puronun bir de özel adı vardır, Churchill, bu ismin nerden geldiğini söylemeye gerek yok herhalde. Ya da 8-9-8 adı ile bilinen puro 6 ¾ inç uzunluğunda ve 43 yüzük çapında olup Dalia olarak da bilinir. 8-9-8 denmesinin nedeni ise kutuda 3 sıra halinde 8,9 ve 8 adet puro bulunur. Çok bilinen bir diğer ölçü ismi Corona ise 5 ½ inç uzunluğunda ve 42 yüzük çapındaki purolara verilen isimdir.

Bir de sarış şekilleri vardır çeşitlerin içinde. Bunlar da Torpedeo, Pejero, Pyramid, Perfecto isimleri ile anılır. Çok bilinen bir anekdodu geçmeden yapamıcam. Bilindiği gibi Che’nin astımı vardır ve doktoru onu çok sevdiği purodan uzaklaştırmak durumundadır. Doktoru ile yaptığı pazarlık sonucu günde sadece bir puro içme iznini kopartır. Ve doğruca Fidel’e gidip kendisi için özel bir puro sarılmasını rica eder. Ve öyle bir uzunlukta puro yapılır ki doktoruna söz verdiği gibi gün boyu o tek puroyu içer.

Şimdi gelelim Küba”ya gitmiş hemen herkese sorulan bir soruya “o purolar latin güzellerinin bacaklarında mı sarılıyor?”

Siz bu ablayı mı soruyorsunuz yoksa??
Ama üzgünüm, gerçek aşağıdaki gibi....


Bence bu fantazi hınzır puro üreticilerinin erkek müşterilerini arttırmak için buldukları bir yöntem, bence buna hiç ihtiyaçları yok ama, kuyuya biri taş atmış durumda. Diyorlar ki, Küba’da puro endüstrisi başladığında bu puroları saran roller’lar (puro sarıcısı) özgürlüğünü kazanmış afrikalılar arasından seçilirmiş ve tropikal iklimin etkisinden dolayı fabrikalar çok ama çok sıcak olurmuş, hem hırsızlığı önlemek hem de serinlemek için burada çalışanlar çıplak çalışırlarmış... hadi buyrun size yeni fantaziler.

Genelde Küba yolculukları Havana’dan başlar, Havana’daki onlarca puro fabrikasından kapılarını ziyaretçilerine açan sadece bir iki fabrika vardır. Bunlardan biri 1827 yılında kurulmuş olan Partagas fabrikasıdır. Eski Havana’da kapitol binasının hemen arkasındadır yeri, kolaylıkla bulabilirsiniz.

Başınızı döndürecek tütün kokusu daha sizi kapının önünde esir alacaktır. Ve bu koku sizi satış mağzasından bir kaç puro aldıracak kadar baştan çıkartıcıdır. Bugün bu fabrikalarda hem erkek hem kadın roller’lar çalışıyor, tavanlarda büyük vantilatörler var. Puro hazırlanan salonda ya hoparlörlerden radyo çalınıyor ya da yüksek bir yere oturan birisi yüksek sesle kitap okuyor, roller’ler sıkılmasın diye. Tütünler roller’lerin önüne gelmeden önce tekrar nemlendiriliyor, tasnifleniyor. Puronun içine konulan 4-5 yaprak tütün tek elde demet yapılıyor, bu demetin karışımı puronun temelini oluşturuyor yani sertliği aroması gibi, asla ve asla puro içersinde kıyılmış tütün yada parçalanmış yaprak yok. Bu demetin dışına bir yaprak daha sarılıp yuvarlanıyor ki, buna birleştirici deniyor ve arkasından fazlalıkları kesilip standart bir kalıba konuluyor.

Bu kalıpta 20-30 dakika arasında durduktan sonra üzerine bir kat daha en kaliteli damarsız neredeyse zar kadar ince bir yaprak daha sarılıyor, buna da ambalaj yaprağı deniyor. İşte size puro hazır.

Bir roller günde 120 adet puro sarabiliyor, her rollerin günlük iki adet puro hakkı var, ancak bunu dışarı çıkarması yasak, fabrikada içmesi için veriliyor, çıkışta herkes tek tek aranıyor çantalara bakılıyor. Tütün yaprakları kurutulmaya başladıktan puro haline gelene kadar belli bir nem oranında korunması gerekiyor. Her aşamada kalite kontrolünden geçiriliyor, aynı kutu içersindeki farklı renklerde purolar varsa ya da ambalaj yaprağındaki en ufak bir damarlı yapı, farklı renk tonu ya da delinmiş puro varsa ayrılıyor. Puronun kalitesini, tadını ve de sertliğini belirleyen unsur daha önce de dediğim gibi içine demet yapılıp konulan tütünün harmanı yani yaprakların çeşitliliği.

Markalar da aynı şekilde, yani her puro fabrikasında Partagas, Romeo y Julieta, Cohiba (yerli dilinde “tütün” anlamına geliyor), Montecristo, Bolivar vb tüm purolar üretiliyor, çünkü markayı belirleyen içine konulan yaprağın cinsi, çeşitliliği ve üzerine sarılan ambalaj yaprağı. Puro boyutları çeşitli ebatlarda ancak hepsi standart, her markanın bu standartlarda üretimi var, sadece bazı markaların bir yada birkaç cins standart dışı üretimi var. Bugün uluslararası ün yapmış markaları bir yana ayıracak olursa yaklaşık Küba’da 50 civarında bölgesel ve lokal puro markası var ve her bir markanın da onlarca çeşitli purosu.

Bu kadar titiz ve zahmetli bir üretim sonucunda üretilen dünyanın en kaliteli purolarının fiyatları da el yakacak cinsten. Her fabrikanın resmi satış mağazası var, buralarda bir tek puro 10 CUC dan başlayıp kutusu 5000 CUC a kadar (her kutuda 25 adet vardır) her cins ve kalitede puro satılmakta.

CUC nedir? diyecek olursanız kısaca Konvertibıl Küba Pezosu diyebiliriz, amerikan doları ile aynı paritededir. Adadaki yerli halkın kullandığı Pezo dur, bizler yani turistler ise CUC ile harcama yaparız. Yani adaya ayak bastıktan sonra kullanacağımız para birimidir.

Küba’ya giden her turistin hiç bir belge ibraz etmeden gümrükten çıkartabileceği puro sayısı kısıtlı, en fazla 25 adet, yani bir kutu. Bunun haricinde puro varsa sizden faturası isteniyor. Yoksa purolar sizin arkanızdan bakakalır. Küba’da hemen her yerde size puro satmaya çalışacak kişiler ile karşılaşacaksınız. Şimdi bu purolar hakkında çeşitli rivayetler var, “sakın almayın bunlar sahte” diyenler vardır, kimisi de diyecektir ki “falanca yakınım filanca fabrikada çalışıyor, o getirdi, gerçektir” diyecektir. Bana göre bunlar muz yaprağı olmadığı müddetçe Küba tütünü ki, muz yaprağı olduğunu hiç sanmıyorum. Eğer az da olsa purodan anlıyorsanız veya kendinizi puro konusunda uzman kabul ediyorsanız almanızda mahsur yok, tek engel gümrük olacaktır. Havana havaalanında çok sıkı bir kontrol olmadığını da söylemek isterim. En kötü şartta adadan ayrılana kadar bol bol puro içmiş olursunuz, tabi bitirebilirseniz. Durum bundan ibaret, gerisi size kalmış. Ha bunların fiyatları mı??? kutusu 40 CUC dan 100 CUC a kadar tutturabildiklerine.

İyi puro seçimi için bir iki tüyo da benden; Kutudan başlayalım, kutuyu açın ve koklayın bakalım aromasını alabilecekmisiniz puronun? Kutudaki ya da demetteki tüm purolar aynı renk mi, ton farkları var mı?? sonra tazeliğini kontrol edin, yani baş ve işaret parmağınızın arasına alın puroyu ve kulağınızın dibinde yuvarlayın, çatur çutur sesler gelmemeli, hatta mümkünse hiç çıtırdamamalı. Yine baş ve işaret parmağınız ile bastırıp bıraktığınızda puro ilk şeklini korumalı ki bu da puronun kuru olmadığını gösterir. Puronun açık tarafını dudaklarınızın arasına alıp içinize çekin, iyi puroda hiç hava gelmez, iyi sarılmış deliksiz bir ambalaj yaprağı demektir. İyi puronun külü beyaza çalan gri olmalı, siyah ya da koyu gri değil.

Bu anlattıklarım bol bol pratik yaparak geliştirilebilecek tanımlamalar, yani gerçekte tamamen bir uzmanlık işi, benim kusursuz dediğim bir puroya bir puro uzmanı ya da bir Havanalı (ben onların hepsini bir uzman olarak gördüğümden) dönüp bakmayabilir bile. Eğer puroyu sevmeye başlarsanız siz de kısa zamanda bir uzman olabilirsiniz.

Puro içimi bir ritüel, yakılmaya hazırlanması, yakılması, içilirken yanına almanız ya da almamanız gereken alkollü içki ya da puronun içildikçe değişen aroması ve tadı bu ritüeli tamamlayan olmazsa olmazlardan. Hiç içmeyen birisi iseniz ve puro alacaksanız en azından hangi markanın hangi cinsinin ne tür özelliği olduğunu az çok bilmeniz lazım. Çünkü tadına, sertliğine ve ebadına göre değişen sayısız çeşit puro üretiliyor. Her markanın kendine has karışım ve boylarda üretimleri var. Ve bu karışımlar sır olarak saklanıyor.. Kanımca fabrikalarda fotoğraf ve kamera çekimlerinin yasak olması ya da çok özel izin gerektirmesi de buna dayanıyor.

Bu kıstasların haricindeki unsurlardan puronun içildiğinde alınan kokusu ve tadı ise sizin kişisel tercihiniz olacaktır. Bir de içme süresi var ki puronun o da bambaşka bir konu. Sigarillo dediğimiz kısa ve ince olanları 15 dakika kadar sürer, orta boy purolar ise 30 dakikadan bir saate kadar sürer, en büyük boyları ise bir buçuk saat kadardır ki puro tiryakileri bu puroları olur olmaz her yerde içmezler, Che hariç. Dolayısı ile bir sigara tiryakisi ne yazık ki eğer ilk defa içiyorsa bu uzun süre yanan purolardan hedeflenen zevki ve tadı alamıyor. Dedim ya, konu aroma ile tadın verdiği bir ritüeldir. Bütün bunlar size bir şey ifade etmiyorsa yazık olur aldıklarınıza.

Puroları aldık kutu kutu, geldik eve, bunları korumamız lazım. Öyle ya eğer kuruyacak olurlar ise odun içiyor hissine kapılabilirsiniz. Hele bir de en dışındaki ambalaj yaprağı kuruyup dökülürse asla içemezsiniz. Bunları önlemek için olmazsa olmazlardan olan Humidifier denilen sedir ağacından yapılmış özel kutularda saklamanız gerekecektir. Kutunun içinde su koyabileceğiniz özel bir hazne ve nem ölçer vardır. Puronun 20-21 santigrad derecede nem oranı %70 olan bir ortamda saklanması gerekir, bunu da en iyi sedir ağacı kutuları yapar.

Yolunuz adaya düştüğünde karşınıza daha önceden dediğim gibi hemen heryerde bir puro satıcısı çıkacaktır. Eğer ilginç bir tecrübe yaşamak isterseniz gidin sizi götürecekleri yere, çekinmeyin, korkmayın gittiğiniz yerden. Eminim bu ziyareti hayatınız boyunca unutamıyacaksızın. Şehirlerden uzakta daha kırsal bölgelerde ise tütün tarlalarını ve ilk kurutulmanın yapıldığı ahşap binaları göreceksiniz. Girin köyün içine ziyaret edin, eğer turistlere kapalıysa zaten sizi nazikçe uyaracaklardır. Ama değilse sizi büyük bir gülücükle karşılayıp sevgi ile gezdireceklerdir ya da bir yolunu bulup etrafı kolaçan eden bakışlar ile kollayıp size bir kolaylık yapacaklardır ve eminim çok hoş sürprizler ve tecrübeler ile de karşılaşacaksınız bu kaçamak ziyarette.

Özetle Puro Küba’da yaşamın olmazsa olmazlarından. Bir bakın bakalım bu dayanılmaz hafiflik sizi de etkileyecek mi?

Hayallerinizi ertelemeyin
Ali Akyol

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Tebrikler. Güzel bir yazı olmuş. Eline sağlık.

Ali dedi ki...

Teşekkür ederim..

Adsız dedi ki...

çok başarılı yorumlamışsın emeğine sağlık...

Ali dedi ki...

Çok teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

BEN UZUN ZAMANDIR " W.Q LARSEN'S CLASSİC PİPE TOBACCO " BULMAYA ÇALIŞIYORUM....AMA BULAMIYORUM...BU İNCE BİR PURO...SİZ BİLİR MİSİNİZ...YANİ UMARIM BİLİYORSUNUZDUR....VE BANA SÖYLERSİNİZ....

AYRICA YAZINIZ GÜZEL....

ESRA

Ali dedi ki...

Esra hanım, yorumunuz içi öncelikle teşekkür ederim. Aradığınız puroyu Atatürk Havalimanı duty free shop da bulabilrisiniz sanırım. Ya da başka ülkelerin free shoplarında

Kararsiz Hatun dedi ki...

Yaziniz cok guzel olmus emeginiz saglik..
Biz de ay sonunda kubaya seyahat planliyoruz ama turla degil bireysel olarak katilacagiz.

Pinar del rio bolgesine viazul var ancak biz kalmadan gunu birlik gidip kendimiz fabrikalari dolasmak istiyoruz, bu konuda bir bilginiz var midir? Araba kiralamak mi mantiklidir yoksa tek yon viazul ile gidip donusu farkli bir yolla gerceklestirme sansimiz olabilir mi?

Eger yardimci olabilme gibi bir durumunuz olursa cok sevinirim.

Tesekkurler

Ali dedi ki...

Değerlendirmeniz için teşekkür ederim. Dediğiniz gibi Pinar del Rio bölgesine Viazul çalışıyor, oraya ulaşımı Viazul ile yapıp orada kendinize bir taksi (yerel) kiralayabilirsiniz, Havana'dan araba kiralayıp gitmekten ucuza gelir, hatta taksi şöförü o bölgede gidilmesi gereken daha iyi bildiğinden yararlı da olacaktır. Tek çekincem günü birlik bir gezinin biraz sıkış tıkış olacağı.